Strese girenin imanından şüphe ederim!

“Az” konuşan fakat “öz” konuşan büyükler vardır. Babam da bunlardan biridir. Çok sık bir arada olamadığımız için benim için bu “öz” konuşmalar daha kısa olur. Birkaç yıl önce öyle bir laf söyledi ki sustum kaldım. Uzun süre kafamın içinde dolandı söylediği cümle.

“Strese girenin imanından şüphe ederim!” demişti babam.

Stresle ilgili kitaplar okuyan, zaman zaman “stresle mücadele” konusunda seminerler veren biri olarak, cümleyi çok ağır bulmuş olsam bile, kafamın içinde cümle dönüp durdu uzun zaman. Yaşadığımız yüzyılın en önemli problemlerinden biri olan stres hakkında bu kadar kesin ve keskin bir ifade duymamıştım.

Geçen yıl memlekette bir arkadaşla otururken hayatın sıkıntıları ve zorlukları konuşulmaya başlanınca bende kendisine stres ve stresle mücadele hakkında bildiklerimi anlatmaya başladım. Arkadaşım da benimle birikimlerini paylaşıyordu. Bir ara babamın söylediği “Strese girenin imanından şüphe ederim!” lafını attım ortaya. Arkadaşım “doğru bir cümle” dedi. “Hatta bir insan stres yüzünden hasta olursa Allah o insana bunun hesabını bile sorar” dedi.

* * * * * * * * *

Stres, halkın bildiği ve kullandığı anlamıyla, sıkıntıları kafaya takmak demektir.Sıkıntılar insanı mutsuz ediyor. Mutsuzluk insanı hasta ediyor.

Kimisi hastalıklarla mücadele etmekten yoruluyor. Mutsuz ve hasta oluyor.

Kimisi ailesiyle problemler yaşamaktan bunalıyor.

Kimisi çocuklarıyla baş edememenin sıkıntısını yaşıyor.

Kimisi maddi sıkıntılarla boğuşuyor.

Kimisi çevresindekilerin kendisini anlamadığından dert yanıyor.

Kimisi bir sevdiğini toprağa verince hayata küsüyor.

Hayatta insanı strese sokan o kadar çok şey var ki. Herkes kendisine dert edecek bir sıkıntı bulabilir.

Stresle iman arasında bir bağlantı var mı dersiniz?

Sıkıntılarla dolu bir hayat denilince benim aklıma hep Peygamberler geliyor. Allah Peygamberlerin kıssalarını ayrıntılarıyla bize niçin aktarıyor dersiniz? Okuyup, ibret almamız için değil mi?

Peygamberlerin hayatlarından yola çıkarak bazı sorular sormak istiyorum.

Hz. Eyyüb’ü hastalıkla imtihan eden Allah, bizi de aynı imtihana tabi tutma hakkına sahip değil mi?

Hastalığı kafaya takıp bunalıma giren insan “Allah’ım beni niçin hastalıkla imtihan ediyorsunuz ki?” demiş olmuyor mu?

Hz. Nuh’u oğluyla imtihan eden Allah, sizi evlatlarınızla imtihan edemez mi?

Hz.İbrahim’i babasıyla imtihan eden Allah, sizi öz babanızla imtihan edemez mi?

Hz. Lut’u eşiyle imtihan eden Allah’a, “Beni niçin eşimle imtihan ediyorsun ki?” deme hakkına sahip olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?

Hz. Yusuf’u kardeşiyle imtihan eden Allah, belki sizi de kardeşlerinizle imtihan ediyordur!

Tüm peygamberlerin hayatları sıkıntı (imtihan) dolu olduğuna göre, bizim hayatımızda da bazı sıkıntıların olması hayatın bir parçası değil mi?

Anne veya babasını kaybedince bunalıma giren bir insan Allah’a “Benim annemi / babamı niye alıyorsun ki?” deme hakkına sahip olduğunu mu sanıyor?

“En büyük acı evlat acısıdır!” denir. Bu acıyı yaşayan anne babalar “Allah kimseye yaşatmasın!” derler.

Alemlere rahmet olarak yaratılan Hz. Muhammed Mustafa’ya bile torpil yapmayan Yaratıcının, bize torpil yapmasını beklemeye hakkımızın olmadığını hiç düşündünüz mü? Beş defa evlat acısıyla imtihan edilmiş bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu bilmek zorundayız.

“Kardeşim onlar Peygamber, biz insanız” diye kimse itiraz etmesin. Peygamberler de bizler gibi üzülen, ağlayan, Allah’a sığınan insanlardı. Allah tarafından özel seçilmiş oldukları gerçeği “insanı” acılara tepkisiz kalacakları anlamına gelmez. Bize düşen hayatı doğru anlamaktır. Unutmamalıyız ki, Peygamberlerine torpil yapmayan Allah, bize de torpil yapmaz.   

* * * * * * * *

Stres ile iman arasındaki ilişki kafamın içinde uzun zamandır dolanıyordu. Bir okuyucum bana öyle bir söz gönderdi ki, o sözü okuyunca kafamın içinde dolanan cümleler köşe yazısına dönüştü. Bu yazıyı da o güzel sözle bitirmek istiyorum.

Çok sıkıldığınız zaman bu cümleyi hatırlayın. Hatta bana kalsa pano haline getirilip ev veya işyerinin duvarlarına asılması gereken bir söz.

Bir gün dünyaya ait büyük bir derdin olursa Rabbine dönüp, “Benim büyük bir derdim var!” deme, derdine dönüp “benim büyük bir Rabbim var!” de.

Sait Camlica

Annem cennete uctu…

Iki hafta once sevgili annem cennete uctu… Allah gani gani rahmet eylesin ruhuna…

Dostlarin paylastigi ve beni cok etkileyen yazilari ben de sizlere faydasi olur duasiyla sizinle paylasiyorum:

Sevgili Eren ve Ömer,

Çok  sevgili anneniz ve bizim de anne kadar sevdiğimiz Cihan teyzenin vüslate erdiğini, onun Sevgiliye vardığını bildiğim için sevinerek, ama ondan ayrıldığımız için hüzünlenerek öğrendim.

Ayrılığın üzüntüsü içinde bazen hatırlamak kolay olmadığı için bir küçük hatırlatma yaparım dedim.

En Sevgili  onu çok sevdiğinden, Cihan teyze için en uygun, onun en ihtiyacı olduğu anda, rahmetine aldı. Bu aynı zamanda sizin için de en uygun zaman idi.  Çünkü Cihan teyzeyi  ne siz o kadar sevebilirsiniz, nede ona onun kadar şefkat ve merhamet edebilirsiniz.

Aynı zamanda da artık annenizden dolaylı olarak gördüğünüz sevgi ve şefkati, artık durak alın sevgimi ve şefkatimi. Perdelemeyin. Büyüyün artık. Çünkü annenize ait sandığımız tüm sevgi ve şefkat bana aitti.

Anneniz gerçekten güvenilebilecek Tek olanın güvencesi altında. Onun için endişeye mahal yok. Sadece özleyeceğiz. Ama o da geçici. Biz  de az bir zaman sonra vüslate erip hem gerçek sevgiliye hemde özlediğimiz diğerlerine kavuşacağız. Tahtlar üzerinde oturup Bloomington günlerimizi ve cihan teyzenin lezzette bir türlü geçemediğim yemeklerini yad edeceğiz.

Selam ve sevgiler
Muhammed

***

Hz. Mevlânâ’nın türbesinin girişinde şu beyt vardır:

LA TAHZEN / ÜZÜLME…

Çünkü hüzün, düşmanı sevindirir, dostunu üzer, haset edenin diline düşürür.
Lâ tahzen / Üzülme..
Çünkü hüzün, kaybolanı geri getirmez, öleni diriltmez, kaderi değiştirmez, hiçbir fayda getirmez.
Lâ tahzen / Üzülme..
Çünkü hüzün sinirleri yıpratır, kalbini yorar, gecelerini mahveder.
Lâ tahzen / Üzülme..
Eğer günah işlediysen tövbe et, istiğfarda bulun, yanlış yaptıysan düzelt, O’nun rahmeti sonsuz, kapısı hep açıktır.
Lâ tahzen / Üzülme..
Kaybettiğin şey için üzülme çünkü daha pek çok nimetlere sahipsin. Allah’ın sana bahşettiği diğer nimetleri düşün ve şükret. Allah Teala, “Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız buna güç yetiremezsiniz” buyurmuyor mu?
Lâ tahzen / Üzülme..
Ehli batılın sözlerinden dolayı üzülme, onların tenkitlerine sabrettiğin sürece mükafatlandırılacağını unutma.
Lâ tahzen / Üzülme..
İnsanlara ihsanda bulunduğun sürece üzülme. Çünkü mutluluğun yolu insanlara ihsanda bulunmaktan geçer.
Lâ tahzen / Üzülme..
Çünkü iyiliğin mükafatı on mislinden yedi yüz misline, kötülüğün karşılığı ise sadece mislince
Lâ tahzen / Üzülme..
Dünya, ne seçim, ne geçim dünyasıdır; dünya, bugün var yarın yok, imtihan dünyasıdır.
Lâ tahzen / Üzülme..
Hakk’ın rızâsına uygun düşen belâ, kulun sevgisini artırır.
Lâ tahzen / Üzülme..
Altın, ateş ile; iyi kul da belâ ve musibet ile tecrübe edilir. (Hz. Ali r.a.)
Lâ tahzen / Üzülme..
İnsanlar, başlarına gelen belâ ve musibetleri ondan daha büyükleriyle kıyas etselerdi, şüphesiz belâların bazısını âfiyet kabul ederlerdi.
Lâ tahzen / Üzülme..
Karşı karşıya kalabileceğin muhtemel bir musibet için en kötü ihtimal ne olabilir sorusunu kendine sor. Sonra bu muhtemel sonuca kendini alıştır, ona tahammül etme konusunda kendine telkinde bulun. “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” ayetini tedebbür ederek bu hali sakin bir şekilde iyimser bir tabloya dönüştürmeye bak.
Lâ tahzen / Üzülme..
Şunu unutma yaşadığın günün sınırları içinde yaşamazsan sıkıntı ve kaygıların artacak demektir. Biraz daha açarsak; Sabaha çıktıktan sonra artık akşamı bekleme, akşama kavuşunca da sabahı bekleme. Ne maziye takıl kal ne de gelecek kaygısı içinde ol. Yani ânı yaşa.
Lâ tahzen / Üzülme..
“İnne maal usri yüsran / Her zorlukla birlikte kolaylık vardır.” Yani kolaylık zorluğun içinde saklıdır!.. Bir başka ifade ile; kolaylık; zorluk zannettiğimiz şeyin taa kendisidir!..

Hz. Mevlana

Evlilik Üzerine

Düğünler kutlama zamanıdır… Tebrik zamanıdır… Esasen Allah’ın tekbiri zamanıdır. Etrafınıza baktığınızda mutlu yüzler görürsünüz. Nedir bu mutluluğun kaynağı? Suphanallah elhamdülillah… Bütün güzellikler O’nun.

Hadis: Iza tezevvece’l mer’e fegad istekmele nisfe’d din… Evlilik dinin yarisidir …

  • Evlilik neden bu kadar önemli?
  • Biz ne için yaşıyoruz? Hayata gönderiliş amacımız nedir? Önce bunu hatırlamalıyız.
    • Şans eseri burada değiliz.
    • Her şey bir yaratıcıya işaret ediyor.
    • Hakim Alim Rahmeti sonsuz…
    • Yaratılmayı seçmedik, en güzel şekilde yaratıldık.
  • Neden yaratıldık? O’na ibadet edelim diye…
    • Demek her ne varsa o maksat içindir, ibadet içindir.
    • Nefis için değildir, yan yatmak için değildir. Çalışmayıp rahat etmek için değildir… Evlilik de ibadet içindir.
  • İbadet nedir?
    • Allah’ı tanımak ve sevmek…
    • İste evlilik bunun yarısını tamamlayabileceğimiz bir okuldur, bir medresedir, bir tekkedir… Evlilik okulunda, evlilik dershanesinde ibadettir…
    • Yani evlilik Allah’ı tanıma, O’na kul olma ve O’nu sevme yolunda yapmamız gereken bir anlaşmadır.
    • Bu anlaşma eş ile değil, önce Allah ile yapılır. Dini nikâhın esprisi budur. Allah’a bu niyetimizi göstermektir.
  • Kur’an: وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ أَنْفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً ۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
  • Rum, 21: Yine sizin için kendileriyle huzur bulasınız diye kendi türünüzden eşler yaratması, aranıza sevgi ve merhameti yerleştirmesi de Onun mucizevi işaretlerinden biridir: Şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir topluluk için alınacak bir ders mutlaka vardır.
    • Evlilik huzur bulmak için sukut için, sevgi ve merhameti paylaşmak için.
    • Rahim… Esler Rahim gibi, birbirlerinin acılarını paylaşır eksikliklerini örterler…
    • Birbirlerini gerçek hayata (ahirete) hazırlarlar.
  • Allah’ın esmasını görme ve gösterme yeridir evlilik..
    • Çocuk, anne, baba, eş, sevgi, merhamet, hilm, sabır, adalet…
  • Onlar sizin elbiseleriniz, siz de onların elbiselerisiniz (Bakara, 187)
    • Elbisenin fonksiyonu nedir? Örtmektir, sarıp sarmalamaktır… Ayrılmaz bir bağdır evlilik.. Birliği öğretir bize..
  • Evlilik mana gözüyle bakınca böyle gözüküyor. Fakat böyle bakmayı/görmeyi kim sevmez? Ego sevmez…
    • İşte egoyu ayaklarımız altına almaya niyet etmeli.
  • Evlilikte çıkan sorunları Allah’tan bir hediye olarak görmeli..
    • Hatalarımız ayna gibi ortaya çıkıyor.
    • Ene’den temizlenme yeri.
    • Her şeyimiz ortaya çıkıyor, arkadaşlık gibi değil. Firavunluğumuz, nemrutluğumuz..
    • Rahim gibi hazırlanıyoruz evlilik ile.
  • Evlilik için şükretmeli. Kendimizi düzeltmeye bakmalı. Kimseyi suçlamamalı, Allah için yapmalı.
  • Peygamber Efendimiz s.a.v. şöyle buyurur: “Sizin en hayırlınız, ailesine en iyi davrananınızdır. Aranızda ailesine en iyi davranan ise benim.”
  • Okuldur…
    • Egzersiz kitabi okumakla fit olunmaz.
    • Kitap okumakla evliya olunmaz.. Birbirimizi evliya etmeliyiz..
  • Affedici olmayı, Sabırlı ve merhametli olmayı nasıl öğreneceğiz?
  • Ayşe validemiz Peygamberimizle (Aleyhissalatu Vesselam) yeni evlenmişti. Eşinin kendisini sevip sevmediğini, ne kadar ve nasıl sevdiğini merak etmekteydi.

Hz. Ayşe validemiz bu düşüncesini Peygamberimizle (Aleyhissalatu Vesselam) konuşmadan edemedi.

“Ey Allah’ın Resulü, beni seviyor musun?

“Peygamberimiz: Evet, ya Ayşe, tabiki seviyorum! dedi.”

Hz. Ayşe validemiz nasıl sevdiğini de merak ediyordu.? Hemen sordu. “Beni nasıl seviyorsun?”

Peygamberimiz sevgi şeklini tanımladı sevgili eşine: “Kördüğüm gibi.”

Bu cevap Hz Ayşe validemizi çok sevindirmişti. Çünkü kördüğüm açılmazdı. Açılmayan, bitmeyen sırlı bir sevgi demekti.

Alacağı cevap onu çok mutlu ettiği için, Hz. Ayşe validemiz Peygamberimize sık sık sorardı: “Ey Allah’ın Resulü, kördüğüm ne alemde?”

Peygamberimiz, Ayşe validemizi memnun eden cevabı verirdi her defasında: “ilk günkü gibi…”

(İbn Hanbel, Müsned, 6; 210)

  • Elhamdülillahı Rabbil Alemîn Vessalâtü vesselâmü alâ Rasûlinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn…
  • Rabbimiz bize eşlerimizden ve zürriyetimizden göz aydınlığı olacak nesiller ihsan et Ve bizleri takva sahibi kimselere yol göstericiler kıl.
  • Rabbimiz bize katından temiz bir soy zürriyet ihsan et Muhakkak ki sen işitensin ve bilensin.
  • Rabbim, bizi ve bizim soyumuzdan gelenleri namaza daim kıl
  • Rabbimiz dualarımızı kabul buyur
  • Rabbimiz bize dünyada da iyilik ve güzellikler, ahirette de iyilik ve güzellikler ihsan et Ve bizi cehennem azabında koru!
  • Rabbimiz, bize işlerimizde kolaylık ihsan et, işlerimizi zor kılma ya Rabbi Ve her işimizi hayır üzere tamamlamak nasip eyle ya Rabbi!
  • Rabbimiz her nereye girersek hayır üzere girmek ve her neye başlarsak hayır üzere başlamak; her nereden çıkarsak ve her ne işi tamamlarsak hayır üzere tamamlamayı nasip et ve bizleri salih kulların zümresine ilhak et ya Rabbi!
  • Rabbimiz! bize ailelerine hayırlı olanlardan eyle.
  • Rabbimiz, şeytanın vesveselerinden sana sığınıyoruz Rabbimiz! Şeytanın bize yaklaşmasından sana sığınıyoruz.
  • Allah’ım bizi ailemize mübarek/bereketli kıl
  • Allah’ım aramıza sıcaklık ülfet ve sevgi ihsan et

AMIN!

Haj ve Kurban

İbrahim (as) ile kalp dilini öğrenmek…

İslamiyetin en büyük bayramı olan kurban bayramı Hz. İbrahim’i (as) dünyamıza taşır.O ayda onun izinde hacca gidilir, onun izinde kurban kesilir. İbrahimi olmaya çağrıdır bu mevsim… Tevhidin babası Hz. İbrahim’in yolunda gitmeye çağrıdır.

İbrahim (as) fıtrat yolunu, hanif olmayı sembolize eder. Hz. İbrahim’e halilullah yani Allah’ın dostu deniliyor. İbrahim (as) bize dost olan Allah’a teslim olmanın insanın fıtratının gereği olduğunu ve bunun dışındaki herşeyin fıtratımıza ters olduğunu gösteriyor.Bu anlamda Kur’an hatırlatıcı olarak yollanmıştır: özümüzü hatırlamak için, kendimizi hatırlamamız için. Yoksa bize ekstra bir yük getirmek için değil. O zaman bizim yapmamız gereken kendimizi keşfetmektir ki bu bizim miracımızdır zaten…

Peki nasıl yapmıştır bunu İbrahim (as)?

Bütün putları kırarak yapmıştır. Dışarıdaki taş putları kırmak kolay da ya içerideki büyük putlar? Dost olan Rabbimiz dışındaki bütün bağımlılıklarımız, sevgilerimiz, hepsi aslında birer put… Hz. İbrahim bize bunu göstermiştir. Nasıl mı? Tefekkür ile İbrahim (as) insan fıtratı hakkında şunu öğrenmiştir: “Ben batıp gidenleri sevmem” (Kur’an 6:77).

Sevmek tapmaktır; sevmek ibadettir. Hz. İbrahim (as) sonsuz olan hiçbir şeyi sevmediğini keşfetmiştir ve Sonsuz olana bu şekilde ulaşmıştır. Realite şu ki her insanın kalbi ancak Dost’a bağlıdır. Kalp hiçbir zaman başkasını sevemez! “Kalp ayine-i sameddir” (Risale-i Nur).

Problem şu ki biz kalbimizin sesine göre yaşamıyoruz… Kendi hayallerimizle, hevamızla, ürettiğimiz düşüncelerle kalbin bu sesini kısıyoruz… Ona sus diyoruz. Cehennemi hallerimizin nedeni budur… Stres, yanlızlık, acı. Cehennemi hallerimiz bir nevi kalbimizin ağlama sesidir… Kalbimizin “kurtar beni bu zulümden” diye ağlamasıdır.

Peki bunu nasıl anlayacağız? Bir çocuk düşünelim. O çocukta bulunan neyi severiz? Kalbimize soralım. Şefkat, saflık, güzellik…vs. Veya bazen de ne yazık ki kalbimizle sevmeyi reddediyoruz. Kalpten sevmenin önüne tamamen kalın setler örüyoruz. Çünkü kalpten sevmek acıtabilir… Aslında bu da kalbin bu özellikleri sevdiğinin bir işaretidir. Yani kalp yine sever de, kalp sevmesin diye çok ilgilenmeyiz çocukla, bakmayız, içimizi açmayız. Burada önemli bir nokta var; kalbimizden sevdiğimizde aklımıza sormayız… Kalbimiz otomatik olarak bağlanır. Çocuğu gördüğümüzde otomatik olarak gülümseriz fıtri bir şekilde.

Peki kalbim çocukta neyi seviyor? Şefkat, saflık, güzellik… Kalbim bu özellikleri severken hiçbir limit koyuyor mu? Sadece iki saat sevicem, o kadar diyor mu? Yoksa aslında o anda: Sonsuz şefkat, sonsuz saflık, sonsuz güzellikle mi temas kuruyor?

Kalbim aslında çocuk aynasında gözüken bu sonsuz özelliklere aşık… Rahman, Kuddus, Cemil… Bütün güzel isimler Allah’ındır (Kur’an 7:180). Kalbim aslında hep bu isimlere aşık… İşte Hz. İbrahim (as) fıtratımızda olan kalbin özünü çıkartmıştır ortaya…

Kalbimiz sonsuz özelliklere aşık fakat biz kalbin bu sesini tıkamak için bir sürü perde koymuşuz… Hz. İbrahim putları kır diyor, perdeleri bir bir indir diyor.  Perdeler nedir?

Çocuk özelliklerinin sahibi demek. Ve çocuk ölecek, büyüyecek…vs. diye acı hissetmek: hem sevmek istiyorum, hem ayrılacak bu benden! Veya ben kendi özelliklerimin sahibiyim demek… Nasıl muhafaza edeceğim? Herkese bunu nasıl kabul ettireceğim? Herkese kendimi beğendirme putunu farkettik mi burada?

Bu limitleri sonradan koyuyoruz. Kalbimizin sesi değil bu… Fakat bu perdeler ile kendi cehennemimizi oluşturuyoruz. Kalbimiz ağlıyor, biz depresyona buhrana giriyoruz. Aslında depresyon bir mesajdır: onu susturma, ne dedigini dinle! Sana kalbinin aynasındaki Rabb’inden  bir mektuptur. Açıp okumamız gerekiyor… Ama biz ne yapıyoruz? Susturmak için herşeyi!

Kur’an, “kalbinizle tefekkür etmez misiniz?” diye soruyor bize. Bu ayetle İbrahim (as) putları kırıyor, “Ben batıp sönenleri sevmem.” Hangi putlari? Hayalimde kurduğum ve taptığım putları: Çocuğum, çocuğumun geleceği, gururum, hedeflerim, imajım… Bunu farkedince, sakin bir şekilde kırarız putları. Putların büyüsü bozulur, Rabb’in nuru girer ve karanlık gidiverir. Hz. Muhammed (asm) gibi. Kabedeki putları nasıl kırdıysa, bende iç dünyamın kabesi olan kalbimin etrafındaki putları öyle kırmalıyım… İşte hac bu olayı yaşamak içindir… Kurban da bu olayı yaşamak içindir.

Sonra ne kalır geriye? Abdlık. Başka bir kimlik yok! Saf, duru, aciz, fakir. Herşey O’nu gösteriyor, Herşey O’ndan geliyor. O zaman artık Huzurdayızdır… ve huzurluyuzdur!

Peki çocuğumu sevmeyecek miyim? Rabbimin esmasının tecellisidir o çocuk, başka birşey değil. O zaman o çocuğu doyasıya sonsuz severiz… Çünkü çocuğu Allah’ın adıyla severiz…

O zaman O Sonsuz, çocuğu öbür dünyaya gönderse kabullenir miyiz? Neye bağlı olduğumuzu anlamak için önemli bir imtihandır bu. İşte, İsmail’in (as) kurban edilme meselesi. Bunu farkeden İbrahim (as) çocuğuna mana-ı ismi cihetiyle, yani kendine bakan yönünü, putunu kırmıştır. Tam o sırada Rabb’i, oğlunu ona bağışlamıştır; fakat aynı şekilde değil , mana-ı harfiyle, yani Rabbinin özelliklerinin aynası olarak…

Kurban, Allah’a yakınlık demektir ve bunu simgeleyen bir ibadettir. Kurban edebilirsek bağımlı olduğumuz putları, herşey Dost’un aynası olur, Dost ile mahmur olur her yer… İşte bayram budur! O zaman tekbirler gelsin, salavatlar okunsun. Tesbihlerle hamdlerle yaşanan yeni bir hayat gelsin. O zaman sonsuz şükürle bayram etme zamanıdır şimdi!

Selam ve dua ile… Bayraminiz mübarek olsun!